6 Şub 2010

Coni’nin Türkiye Rüyası: ‘Hazır olun 2012 Nisan’da Türkiye’deyiz”

Ahmet TAKAN
06 Şubat 2010 Cumartesi 17:36

 Avazturk.com okuyucularına bir yazımda

“2010 ile birlikte her senenin rakamının Türkiye için hayati bir önem taşıyacağı bir döneme girdik. Sizlere önümüzdeki bir yazıda da 2012 ile ilgili somut bir ABD senaryosunu aktarmaya çalışacağım ”demiştim. Artık bunu da sizlere aktarma zamanı geldi.

Önce,Zaman gazetesinde çıkan CİA’nın yan kuruluşu ABD’nin stratejik araştırma merkezi Stratfor ile ilgili habere göz atalım.

“Amerikan siyasi analiz şirketi Stratfor'un, 2010-2020 dönemi tahminlerinde, Türkiye'nin ‘güçlü ordusu ve ekonomisiyle gelecek 10 yılda da kendine güvenen bölgesel lider olarak ortaya çıkışını sürdüreceği ve bölgede hakim güç haline geleceği’ belirtildi.

ABD'nin çekileceği Ortadoğu'nun 1. Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez kendine yeterli bir bölgesel güç dengesini geliştireceği öne sürüldü.

Stratfor, her 5 yılda bir çıkardığı ‘10 yıllık tahminler’ raporunu yayımladı. Buna göre, ‘gelecek 10 yılda radikal İslamcıların saldırıları devam etse de, ABD ile 'cihatçılar' arasındaki savaş yatışacak ve bölgedeki iki büyük savaş, 2020'ye kadar sona ermese de büyük ölçüde etkisini yitirecek.’ Ortadoğu'da İran, Afganistan ve Irak 2020'ye kadar gündemdeki yerini koruyacak; ancak bölgedeki "tanımlayıcı" konular arasında olmayacak.

Gelecek 10 yılda çok daha önemli olacağını öngördüğü iki ülke olarak Türkiye ve Mısır'ı işaret eden raporda, ‘Türkiye, güçlü ordusu ve ekonomisiyle kendine güvenen bir bölgesel lider olarak ortaya çıkıyor. Bu gidişatın devamını ve Türkiye'nin bölgedeki hakim güç olarak çıkışını görmeyi bekliyoruz. Gelecek 10 yılda Türkiye'nin gücü ve etkisindeki büyüme, ABD ile 'cihatçılar' arasındaki savaşın dineceğinden ve İran konusundaki dönüşümden emin olmamızın bir nedenini oluşturuyor. Akdeniz ve İran, hatta Kafkaslar ve Orta Asya arasındaki dinamikler, Türkiye'nin yeniden ortaya çıkışıyla tanımlanacak.’ denildi.”

Şimdi burada bir duraklayalım buraya kadar söylenenleri size kısaca tercüme edelim;Neo-Osmanlıcılık iş de bu.Haberi okumaya devam edelim;

“Türkiye'de kaos ihtimali iddiasına yer verilen raporda, ‘Tabii ki Türkiye, her ortaya çıkmakta olan güçte olduğu gibi, bu süreçte çok büyük iç gerilimler hissedecek. Türkiye için derin fay hattı, Atatürkçü gelenekle İslami gelenek arasındaki ilişki. Bu durum, ülkeyi kaosa sürükleyerek bu tahminleri boşa çıkarabilir. Bu mümkün olmakla birlikte, krizin, her ne kadar acı ve stres içinde geçse de gelecek 10 yılda idare edileceğini düşünüyoruz.’ yorumu ileri sürüldü. “

Bir es daha, şimdi anladınız mı? Cami bombalama senaryolarını.Peygamberlik yakıştırmaları altında “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali İslam’ı kullanarak sağa sola saldırılar ve “sen misin daha iyi Müslüman ben miyim” tartışmalarını.Emine Erdoğan üstünden yeniden alevlendirilen başörtüsü tartışmalarını ve TSK’nın geldiği noktayı.

Okumaya devam;

“Mısır'ın da 2020 yılına kadar, sınırları ötesindeki gelişmelere etkide bulunma kapasitesinden yoksun olduğu dönemden sıyrılacağının savunulduğu raporda şöyle devam edildi:

Washington Bölgeden Çekilecek

‘Mısır da, Türkiye gibi laiklik ile İslam arasında sıkışıp kalmış durumda. Bununla birlikte, Türkiye'nin yükselişi sürdükçe, Ankara ucuz işgücü ve ihracat pazarı için büyük bir kaynağa ihtiyaç duyacak. Bu sonuç, Mısır açısından hem kendine hem Türkiye'ye katkıda bulunabileceği bir etkiyi doğuracak. Bu karşılıklı destekle, sadece Mısır'ın pasifliğinin sona ermesini değil, Mısır ile diğer bölge ülkeleri arasındaki sürtüşmenin artmasını bekliyoruz. Özellikle, İsrail, güçlü Türkiye ve yeniden ortaya çıkmakta olan Mısır arasındaki dengesini koruyacak yolların arayışı içinde olacaktır. Bu, onun dış ve iç politikalarını şekillendirecek.’

Raporda, ‘bölgeden çekilmeye istek duyan ve Türkiye, Mısır ve İsrail arasında güç dengesinin ortaya çıkmasından mutlu olacak olan ABD'nin de, her bir ülkenin bağımsızlıklarını koruyarak, bölgesel dengenin kurulmasında rol oynayacak güce sahip olmasını teminat altına almaya çalışacağı’ öne sürüldü.

Radikal hareketlerin etkisini sürdüreceğinin iddia edildiği ve bunun ne Türkiye ne Mısır ne de İsrail'in çıkarına olduğunun belirtildiği raporda, ‘Washington'ın, bölgede sorumluluğu ve gücü devrederek aradan çekileceği ve silah satışları, ekonomik teşvikler ve cezalarla durumu idare edeceği’ ileri sürüldü. Raporda, ‘1. Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez bölge, kendine yeterli bir bölgesel güç dengesini geliştirecek.’ ifadesi kullanıldı.

İran konusunun da gelecek 10 yıl içinde kontrol altına alınacağının öne sürüldüğü raporda, ‘Bu, askerî yolla mı, İran'ın izole edilmesiyle mi, mevcut ya da yeni bir rejimle siyasi bir düzenlemeye gidilmesiyle mi olur, bu net değil. Ancak bölgede büyük bir oyuncu olacak temel güce sahip olmayan İran, kontrol altına alınacak.’ ifadesi kullanıldı.”

Güvenlik kaynaklarına göre, bahar aylarında ABD-İsrail işbirliği ile İran’a bir hava saldırısı bekleniyor. Uzmanların son günlerdeki yaptığı değerlendirmelerdeki bir ortak noktada, “İran’a karşı yürütülecek bir harekatta ,ABD 1 Mart tezkeresindeki gibi işi şansa bırakmak istemiyor.Onun içinde AKP-Genelkurmay işbirliği ile TSK’da gerekli düzenlemeler yapılıyor.”

Şimdi gelelim 2012 yılına. Türkiye, Afganistan’daki NATO gücüne şimdilik muharip güç vermiyor ama önemli destek sağlıyor. Türkiye’nin Afganistan’da askeri gücünün yanı sıra önemli bir de iş ve yatırım gücü var.

Son günlerde Afganistan’dan Türkiye’ye hasret gidermek için dönen iş adamı ve mühendislerden kulaklarınıza inanmayacağınız iddialar duyuyoruz. İddialara göre, Afganistan’daki Türklerin sıkıntısı büyük. Nedeni ise şu, “Amerikalı asker ve işadamları ağız birliği etmişçesine Türkleri her gördükleri yerde ‘hazır olun 2012 Nisan’da Türkiye’deyiz” diyorlarmış. Bunu yemin ederek dahi anlatanlar var. Peki bunlar Ankara’daki yetkili makamlara iletiliyor mu? Aldığımız cevap “gücümüz yettiği yere kadar ama bildirmekle kalıyoruz.”

Şimdilik bunları sarhoş, serseri kendini bilmez, ukala Amerikalıların sözleri olarak kayıtta tutuyoruz.Ama unutmayın ki bunlar değil mi bizim devamlı gözümüze büyük Kürdistan haritasını sokan?

Kaynak: avaztürk

Gül, 1 Mart Tezkeresi,Brüksel Modeli, Saldıray Paşa….


Ahmet TAKAN

ahmettakan@avazturk.com

17 Şubat 2010Çarşamba

Denizci paşalar adliyede ifade veriyor…3’ncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, savcılığa üstü kapalı tehditlerle çağrılıyor…

Bu arada Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ çıkıyor, genç subaylara her ne demekse “şövalye ruhu” çağrısı yapıyor. Milletin “Peygamber Ocağı” olarak bildiği yerde haçlı simgesi olan şövalye ruhu ne demek? Ne iş görecek? Kimlere hizmet edecek? Pek anlayamadık.

Olup bitenler karşısında ben filmi geriye sarmaktan bıktım ama yapacak bir şey yok. Çünkü her şeyi çok çabuk unutan bir toplum haline geldik. AKP’nin ilk iktidar günlerinde Rauf Denktaş’ın hasta yatağında başına neler geldiğini yazmıştım. O günlerde Kıbrıs’ta canı pahasına geri adım atmayan kahraman Denktaş’ın sayesinde AKP iktidarı AB’nin taleplerini yerine getirememişti.

Vahşi batının adamı böyledir; hesabını tehir eder ama asla vazgeçmez. Denktaş’ı ve Kıbrıs’ı hasta yatağında halledemeyen AB işin peşini bırakmadı. Başbakan Abdullah Gül ve AKP’ye Kıbrıs için “Brüksel modeli” de “Brüksel modeli” diye dayattı. Tayyip Erdoğan yollara düştü Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi “ Brüksel modeli”ni pek sevdi.Rauf Denktaş hasta yatağından kalktı TSK’ya koştu,Erdoğan’ın sinirleri bozuldu neredeyse Kıbrıs kahramanının Anavatanına girmesini yasaklayacaktı.

İşte o günlerde, güçlü merkez-gevşek federasyon manasına gelen Brüksel modelini hayata geçirebilmek için Başbakan Abdullah Gül ince ve gizli bir manevra yaptı. Gül, Brüksel Üniversitesi AİHS Kürsüsü Başkanı Prof Dr.Ruşen Ergeç’i gizlice Ankara’ya getirtti. AB ile çok sıkı fıkı ilişkileri olan bu zat’a “Brüksel modeli için Devletin tepesini ikna “ misyonu yüklendi.

Abdullah Gül’ün kontrolünde Ergeç, birkaç kez Çankaya Köşküne çıktı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le görüştü.Sonuç nafile.. Ergeç, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e gitti.Orada Genelkurmay Başkanı’nın samimi bir ilgisi ile karşılandı ama o kadar.Çünkü “Brüksel Modeli’ne” TSK içinde büyük tepki ve direnç vardı. Saldıray Berk ve onun gibi birçok parlak subay AKP’nin Okyanus ötesi projeleri karşısında taş duvar olmuştu.

Abdullah Gül ve AKP iktidarı duvara çarptığını görünce “ Brüksel Modelini” soğutmaya aldı. Zira daha sıcak bir gündem maddesi ile karşı karşıyaydılar. Acilen 1 mart tezkeresi görüşmelerine ve alt yapısının hazırlıklarına başlandı. ABD’liler Türkiye’ye otel mantığıyla yaklaşıyorlar, “parasını veririz,istediğimiz kadar kalırız” mantığı ile sürekli dayatıyorlardı. Abdullah Gül ve ekibi eğilip büküldükçe TSK direniyor, askerinin atlet ve don parasını bile Türkiye’ye yüklemeye çalışan Conilere kurmay subaylarımız kan kusturuyordu.

ABD, Irak operasyonunda Türkiye’ye yerleşip istediği gibi kullanmaya çalışırken, stratejik müttefikimizi çok yakından tanıyan ve milli duruştan en ufak taviz vermeyen Saldıray Berk gibi subaylar her türlü oyuna taş koyuyorlardı. ABD’liler çıkmasını istedikleri 1 Mart tezkeresinden çok onun altında yapılacak protokol ve anlaşmalarla daha çok ilgiliylidiler. TSK’da yapılan toplantılara öyle bir hazırlıklı geliyorlardı ki ABD’li yetkililer çoğu kez masadan kalkıyorlar ve hükümete şikayete koşuyorlardı .Bu yüzden kaç kez o zamanın ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın telefonla Gül’ü aradığını ve burada ancak sizi sert olarak tarif edebileceğim sözler söylediğine şahidim.Ama dediğim gibi tüm baskılara rağmen TSK Irak harekatı için ABD’ye istediklerini vermedi.

Abdullah Gül ve AKP iktidarı çareyi bazı gizli protokol ve mutabakatlarla çözmeye çalışsa bile,daha önceki bir yazımda perde arkasının ucundan azıcık bahsettiğim 1 Mart tezkeresini yaşadık.Zaten hatırlayın Irak harekatı sırasında AKP’nin ABD ile yaptığı bazı gizli protokoller basına sızdırılmış ve bu kamuoyunda büyük tartışmalara sebep olmuştu.

ABD, Türkiye üzerinde yapmak istediği her operasyonda kendisini çok iyi tanıyan sert bir TSK bloğuna tosluyordu. Kısa sürede üst üste gelen bu toslamalar ABD’ye hem para hem prestij hem de enerji kaybına sebep oluyordu.

Sonrası da malumunuz. Çuval operasyonları…

Şimdi Ergenekon davası ile ilişkilendirilmeye ve bunun için de sık sık ifadeye çağrılan Saldıray Berk Paşa ile ilgili birkaç cümle yazalım. 3’ncü ordu Komutanı Orgeneral Berk, gerçekten TSK içindeki çok parlak subaylardan biri. Hem yurtiçinde hem yurt dışında oldukça parlak bir sicili var. Kendisini çok yakından tanıyan bir silah arkadaşı anlatıyor:

“Saldıray Paşa tam bir askerdir. Emir komuta zinciri ve hiyerarşiyi bozacak hiçbir harekette bulunmaz ve bulunulmasına da izin vermez. Kendisinin yaptığı her işte Genelkurmay Başkanlığını mutlaka haberi olur. Kanun adamıdır.Bugüne kadarki askeri sicili ve duruşunda tek bir kara nokta bulamazsınız.”

Gelişmeleri yakından takip eden uzmanlar bölgenin Alevi-Sunni yapısına dikkat çekerken,” olası İran harekatını da göz ardı etmeyin uyarısında “ bulunuyorlar.

Yakın geçmişte olup bitenleri hatırladıktan sonra Saldıray Paşanın başına gelenlere birde bu açıdan bakın. Bilmem bir şeyler anlatabildim mi?

avazturk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder